Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
°C

Ebeveynlerin Çocuklarıyla Doğru İletişim Kurma Yöntemleri

Zaman ne çabuk geçiyor değil mi? Daha dün çocuklarımız okullarına yazıldı, okul alışverişleri yapıldı, belki ders kitaplarına destek olsun diye test kitapları alındı, belki de okuluna destek olsun diye özel dersler alındı. Eminim ki daha saymadığım bir çok şey yapıldı… 

Öyle böyle derken bir eğitim öğretim yılının da sonuna gelmiş olduk. Karneler verildi. Lise giriş sınavını da, üniversite giriş sınavını da atlattık. 

Karnelerden bahsetmişken bir şey aklıma geldi… Sahi, karneleri kimler aldı sizde? Veliler mi, öğrenciler mi? Ama gerçekçi olun ve dönün içinize bir sorun… Çocuğunuzun karnesini sizinmiş gibi sahiplendiniz mi, bir düşünün bakalım… Herkesi dahil etmeden söylüyorum ki, genellikle başarılı öğrencinin arkasında veliler olur; ancak başarısız öğrencinin arkası da boştur nedense. Herhangi bir başarıda çocuklar velilerle birlikte başarı sağlamıştır, ama herhangi bir başarısızlık durumunda ise bu sadece çocuğun başarısızlığıdır. Halbuki benim fikrim, başarı gibi başarısızlık da paylaşılmalıdır. Ki genelde başarısızlıkta; derslere yeterince çalışamamanın ya da sınava yeterince hazırlanamamanın tek neden olmadığını görürüz. Bunların arkasında saklanmış, kendini hemen göstermeyen o kadar çok neden vardır ki… Bunlara bir sürü isim sayabilirim. Ailedeki iletişim problemleri olabilir, okul içindeki anlaşmazlıklar olabilir, eğitimdeki pürüzler olabilir veya kendi kafasına taktığı bambaşka şeyler olabilir. Bunların hepsi ufacık neden gibi görülebilir. Ancak çocuğumuzun aklında kocaman bir yer kaplayabilir. Hele ki ergenlikte olduğunu düşünürsek, ki siz de yaşadınız zamanında, daha fazla hassaslaşabilir. Çekinebilir, anlatamayabilir, korkabilir ve bu nedenler görülmeyebilir. Peki sonuç mu? Sonuç sadece bizim gördüğümüz kısmıdır. Yani çocuğumuzun tek problemi yeterince ders çalışmamıştır. Bir de şimdi düşünün ve bakın; sizce tek problem yeterince ders çalışamamak mıdır gerçekten? Ki sorunun gerçekten çocukta mu yoksa sınav sisteminde mi olduğu da tartışılacak başka bir konudur. Ama şimdi sınav sistemini karıştırmadan bir de başka bir konudan bahsetmek istiyorum. Çünkü problem sınav sisteminde de olsa çocuklar aynı şartlar altında sınava giriyorlar diye kabul ediyoruz. 

Evet gelelim bahsetmek istediğim konuya. Ailelere çocuğumuzun başarısızlığının da arkasında duralım dediğimiz de, bazen de yanlış anlaşılabildiğini görüyorum. Bu sefer de aşırı bir müdahale söz konusu olabiliyor. Yine herkesi dahil etmeden söylüyorum ki, özellikle annelerimiz çocukları takip konusunda biraz sınırı aşabiliyorlar. Annelerimizi de anlıyorum aslında, onlar da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Ancak bu durum, çocuğun iyiliğinden çok, çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Çocuğumuz aşırı müdahale ve takip altında ne kendini tanıyabiliyor, ne de çevresini tanımaya çalışıyor. Hele dünyaya korkak ve şüpheci bir bakış açısıyla bakmaya başlıyor ki; bu geleceği için olumlu bir durum olmaktan çıkıyor. Çocuğumuz bir birey olmaya hazırlanırken, çocuk olarak kalmaya başlıyor ve ne çocukluğunu yaşayabiliyor ne de gelişimini tamamlayabiliyor. Sonrası mı? Uyum problemleri, öfke patlamaları, geçimsizlik, iletişimsizlik… Yalnız kalmalara başlıyor, soyutlanıyor çevresinden ve dünyadan… Karşımıza asosyal bir çocuk olarak çıkıveriyor. Gerginliği uzaktan bakınca bile belli oluyor. Bu durumda, çok yazıda bile bahsetmek istemediğim kötü alışkanlıklara kendini daha yakın hissediyor. Başlıyor düşman gibi bakmalara… Hele de annelerimiz bu yazımı okuyorsa, okurken hangi bakışlardan bahsettiğimi eminim ki anlamışlardır. Hatta gözlerinde bile canlanmıştır, eminim. Sonrası da,  ‘Benim çocuğum neden ve nasıl böyle oldu’ diye sorular geliyor. Buyrun işte, bu döngü böyle başlıyor…

Peki ne yapabiliriz? Nasıl yaklaşabiliriz çocuklarımıza? Çocuğumuz hiç bir şeyi kabul etmezken, her şeyi reddederken ve suratı hep asık haldeyken ben ebeveyn olarak ona nasıl ulaşabilirim? 

En başta empati yaparak diyeceğim size. Onların yerine koyun kendinizi… Düşünün… Ancak kendi çocukluğunuzla kıyaslayarak değil. Bugünün şartlarında, bu imkanlarla çocuk olun. Öyle düşünmeye çalışın. 

Sonra diyeceğim şey, ki bu da çok çok önemli; dinleyin. Etkin bir şekilde dinleyin çocuğunuzu. Öyle bir şeylerle uğraşırken, aradan çıksın diye değil. Gerçekten ne anlattığını öğrenmek için, merakla ve istekle dinleyin onu. Siz onu dinlerken, o kendini nasıl iyi ve güvende hissediyor bir bilseniz… 

Çokça gördüğüm ve üzülerek söyleyeceğim durumlardan birisi de, ebeveynlerin çocuklarını başka birileriyle kıyaslaması. Yapmayın bunu, kıyaslamayın kimseyle çocuğunuzu. O tek ve biricik ki, bunu en iyi siz biliyorsunuz. Ona da bunu hissettirin. ‘Bir tek sen önemlisin benim için’ dediğinizde, izleyin derim onun bakışlarındaki güveni. Çünkü siz birileriyle kıyasladıkça çocuğunuzu, onun özgüveninde sarsıntılar oluşturabilirsiniz, bu ilerisi için çok tehlikeli sonuçlar yaratabilir.

Sevgi diliyle, içtenlikle, inanarak ve suçlayıcı ifadelerden kaçınarak övün çocuğunuzu, ona içi boş övgüler yağdırın demiyorum. Her ne yaparsa yapsın, başarısız da olsa, emeğini kutlayın. Hatta başarı sonucunda zekasını ve yeteneğini övmektense; onun çabasını övün. Zeka ve yetenekten dolayı başarılı olduğuna inanan çocuk, başarısız olduğunda bunu yine zeka ve yeteneğe bağlıyor vazgeçiyor ve tekrar denemekten kaçınmaya başlıyor. Ancak çabasından dolayı başardığına inanan çocuksa, gelişime inanıyor ve başarısızlıkta vazgeçmek yerine daha farklı yollar aramaya başlıyor. Ki bu durum, zorluklara karşı daha dirençli, daha başarılı, güçlü benlik saygısı ve güçlü motivasyonu olan çocukları karşımıza çıkarıyor. 

Çocuklarınızı ezberden çok; araştırmaya, sorgulamaya teşvik edin. Bir şeye körü körüne tamam demesinler. Araştırsınlar, bulsunlar, kendileri emin olsun, öyle tamam desinler. Bu onların güveni için, ileride duruşu için çok önemli olacaktır. 

Son olarak bahsetmek istediğim bir şey daha var.  Küçük bir hikayeyle anlatmak istiyorum bunu. Geçenlerde, orta yaşta olan bir birey emekli olduktan sonra sıkıntılı bir döneminden bahsederek benimle paylaşıyordu. Her dönem çalışmanın yoğunluğuna alışmış bireye, emeklilik hayatı sıkıcı, zor ve ağır gelmişti. Ve o sıkıntıyı nasıl aştı biliyor musunuz? Edindiği bir hobiyle! Ve bana dediği şey: ‘İlay hanım benim hayatımda ilk defa bir hobim oldu ve kendimi çok mutlu ve özel hissediyorum.’ Size de diyeceğim şu ki; bir hobi edinmek, sosyal aktivitelerde bulunmak her yaşta o kadar önemli ki, çocuk ve gelişimi için önemini siz düşünün. Onun sosyalleşmesi, arkadaş edinmesi, paylaşımlarda bulunması ve hobi edinmesine lütfen destek olun ve ona katkıda bulunun. Onunla televizyondan, internetten uzak kaliteli zaman geçirmeyi de sakın unutmayın. 

Hepinize çocuklarınızla birlikte geçireceğiniz, sağlıklı, mutlu günler diliyorum. Çocuklarımıza ise huzurlu, bol dinlenmeli, iyi tatiller diliyorum. 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.