Egeyön Haber

Arif Balkanay yazdı: Kriz, Dayanışma, Kentler ve Belediyeler

Arif Balkanay

Arif Balkanay

Görünen o ki; şu coronalı kriz günleri tüm dünyada insanlığa çok şey öğretiyor, bize de… Artık zengini fakiri, yandaşı karşıtı, saray rejiminin tümüyle iflas ettiğini görüyor ya da sorgulamaya başlıyor. Kim ne derse desin, sarayın karşısında alternatif bir güç var artık; muhalif belediyeler. Çoğu, “CHP’li belediyeler” olarak anılıyorlar ama ben onları daha çok millet ittifakının, daha geniş anlamda ise demokrasi güçlerinin bir motoru, öncüsü olarak görüyorum, görmek istiyorum. İrili ufaklı, tam anlamıyla organize ve entegre bir ses çıkaramasalar da şu yalnız ülkenin yapayalnız halkına bir umut, bir nefes olmak için didinip duruyorlar. Ve en alttakiler bunu gerçekten görüyor ya da görmeye başlıyor…

Kim derdi ki; ülkücü kökenli Mansur Başkan, tüm garibanlara el uzatırken, Terzi Fikri’nin Fatsa’sından dayanışma örneklerini bugünlere taşıyacak. Ya da kim derdi ki; Tunç Başkan ya da Birsen Başkan, Ovacık’ın komünist başkanının “halk için tarım” hamlelerini kendi topraklarında sürdürecek. Ya da kim derdi ki; Ekrem Başkan’ın çaya çorbaya limon diyerek hem üreticiyi hem de tüketiciyi düşüneceğini, Şeniz Başkanın iyilik hareketiyle ramazan sofralarında garibanların evlerine girerken, HDP’li belediyeler de bu işi “kardeş aile” projesiyle gerçekleştirecek… Daha düne kadar bütün bunlar saraydan beklenirdi. Ama o, gele gele ücretli maske satışına geldi dayandı ve aslında kendi siyasi ömrünü tüketti… İşte şimdi; gideni ve gelmekte olanı anlama vakti.

Mademki 6 Mayıs’ın yıldönümü; Denizlere olan borcumuzu da ödeme vakti. Onlar, sömürü ve zulüm son bulsun, halkın iktidarı kurulsun diye darağacına gittiler. Dönem çetindi, mücadeleleri de keskin oldu. Ama bugün şartlar değişti; elimizde kalemle, klavyeler var silah olarak, bir de belediyeler. Bugün, onları kullanarak mücadelenin ve dayanışmanın en güzel örneklerini verebiliriz.

Düşünsene, sizce fena mı oldu; 5 Nisandaki “lale yerine buğday zamanı” diyerek başlattığımız “tarımsal kalkınma” çağrımızın hemen ülkenin dört bir yerindeki muhalif belediyelerce sahiplenilmesi. Ya da 13 Nisanda “çaya çorbaya limon” diyerek başlattığımız çağrımızın İstanbul’dan karşılık bulması ve ülke gündemine oturması. CHP eliyle önerilen, krize karşı önlem hamlelerinin gecikmeli ve kerhen de olsa saray tarafından kabul edilmesi… Hepsi ama hepsi bu topraklardaki kadim uygarlığın bir sermayesi aslında, adı da; eski deyimle “imece”, bugünün deyimiyle “dayanışma.” İşte her şey bu sihirli sözcükte saklı değil mi?

O zaman şu soruyu haklı olarak birbirimize sormalıyız; Saraya, ‘tüm yetkileri tek elde toplayarak yanlış yapıyorsun’ diyerek karşı dururken biz, kendi alanlarımızda, ‘yetki bende, o halde her kararı kendim veririm, ben böyle takdir ettim’ diyebilir miyiz? İster Oda Başkanı ol, isterse Belediye Başkanı; eğer gelmekte olan yeni bir yaşamın öncüsü olarak görüyorsak kendimizi, ortak akıl ve dayanışmadan uzaklaşabilir miyiz? Bir insan, tek başına, her konuda her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilebilir mi? Hele hele yerel yönetimlerde ve kentleşme kararlarında!..

Vedat Dalokay efsane bir belediye başkanıydı başkentin. Kadir Topbaş da İstanbul’un belediye başkanıydı. Ve her ikisinin de mesleği; mimar. Şimdi ben, sırf mimar ve meslektaşım diyerek Kadir Topbaş’ın İstanbul’da işlediği kentleşme cinayetlerine olumlu bakabilir miyim? Denizli’de de iki mimar meslektaşım geçmişte belediye başkanlığı yaptı; Hasan Gönüllü ve Ziya Tıkıroğlu. Son zamanlarda “eski Denizli’nin geleneksel dokusunu kendi ellerimizle yıktık, hiç de iyi etmemişiz” demiyor muyuz? Sence o eski Denizli hangi yıllarda, kimlerin kararıyla yok edildi? Ortak akıl ve dayanışma mekanizmaları işletilseydi, mimar belediye başkanlarına rağmen geçmişteki o yanlış kararlar alınır mıydı sence?

Bir mimar olarak benim “Anayasa hukuku” ya da “infaz yasası” konusunda ahkâm kesmemi nasıl karşılarsın? Eğitim düzeyim sence bu konuda karar verici olmam için yeterli midir? “Saçmalama kardeşim,” dediğini duyar gibiyim. Ama soruyu şöyle sorsaydım daha makul bir tavırla karşılaşacağımdan eminim; Mesleği avukat olan Mansur Başkan, ilgili uzman ve taraflardan en geniş görüş ve öneriyi alarak Ankara’nın imar planı kararını üretse, o karar optimum bir karar olur muydu? Yoksa; “halk beni seçti, belediye başkanı benim ve şu imar planı konusunda takdir hakkımı kullanıyorum” dese ya da Kadir Topbaş’ı danışman olarak kullansa da pratik plan, proje, çözüm üretse daha iyi mi olurdu?!

Ülkücü kökenli olsa da tam da halkçı belediyeciliğin nasıl olacağının en güzel örneklerini veren Mansur Başkana haksızlık etmeyeyim. Sadece şu son uygulama kararlarından birkaç örnek daha verip yazımı bitireyim. Belki yol yakınken, yerelde, konunun asıl muhatapları tarafından dikkate alınır da biz de tarihe karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz: Mansur Başkan tüm ülkeye dönemin ruhuna uygun belediyeciliğin nasıl yapılacağını gösteriyor. Nedir o yol? Şu anda, bu coronalı günlerde halkımızın öncelikleri farklılaşmıştır. Bu nedenle acil olmayan tüm ihaleler, yatırımlar iptal edilmiştir! Buna fiziki yatırımlar da dahildir! Şimdi işsize, aç ve muhtaç olana belediyenin ve kamunun tüm kaynaklarını seferber etme zamanıdır. Gün gıda ve tarım seferberliği zamanıdır! Gün herkesin ücretsiz sağlık hizmetinden yararlanabilmesi, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, barınma… Kısacası temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmesi zamanıdır. İmarmış, sokakmış, planlamaymış, inşaatmış… Bunlar bir yıl sonra gündeme gelse de olur. Hem belki o zaman küçük ticari ve siyasi çıkar peşinde koşmaktan, ufku dar yönlendirmelerden, egolarımıza yenik düşmekten hep beraber kurtulmuş oluruz…

Denizlere, Mahirlere olan borcumuzu belki de böyle ödemiş oluruz. O devrimciler, o şarabi eşkiyalar bu ülke ve bu halk için canlarını verdiler. Biz bilgimizi, lokmamızı ve yetkimizi paylaşmışız, çok mu?

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ