Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Zehra Çavdar Yazdı: Doğduğun Ev Kaderin Değildir

İsteklerinize ulaşmanızı engelleyen zorluklar

İsteklerinize ulaşmanızı engelleyen zorluklar var mı hayatınızda?

Güldüğünüzü duyar gibiyim, “Evet, var,” diyorsunuz “Olmaz mı?”

Kimimizin parası yok, kimimizin sağlığı. Kimimizin evi, bağı, bahçesi yok. Kimimizin işi yok, kimimizin çocuğu işsiz hatta kimimizin çocuğu bile yok.

Kimimizin sevdiği gitti, kimimizin anne babası. Ölüm ayrılığını yaşadık beklemediğimiz zamanda.

Kimimizi okutmadılar, kimimizin de çalışmasına izin vermediler. Kimimizi evlendirdiler erken yaşta, kimimizi vermediler sevdiğine…

Daha sayayım mı?

Evet var, hepimizin hayatında zorluklar, engeller var. Peki bunlar altından kalkamayacağımız kadar büyük mü? Bunlar bizim kaderimiz mi? Böyle gelmiş, böyle gidecek mi?

İçinde olduğumuz koşullar kaderimiz değildir, o anki gerçeklerdir ve değiştirilebilirler.

Daha fazla devam edemeyeceğimizi, ilerleyemeyeceğimizi, hatta bu koşullar altında yaşayamayacağımızı söyleyen durumlar kaderimiz değildir. Çok zorludur ve çıkış yolu yok gibi görünür. Ama vardır. Her zaman bir çıkış yolu var olmuştur, olmaya da devam edecektir.

Çok mu çaresiz hissettiniz, çevrenize bakın! O elinizden hiç düşürmediğiniz akıllı telefonlarınıza bir kere de böyle bakın, kendi çaresizliklerinden kurtulan insanların hikayelerini okuyun. “Vay be, nasıl da yapmış” diyeceğiniz pek çok yaşam göreceksiniz.  

Her zaman bir çıkar yol vardır. Yeterki;

1- Şikayet etmeyi bırakın. Aman aman, lütfen, şikayet etmekten vazgeçin.

Ağzımızdan çıkan her sözcüğün gücü var ve farkına varmasak da bizi kendisine inandırıyor ve sıkı takipcisi haline getiriyor. Şikayet ettiğimiz konuya olan bağlılığımız daha da artıyor ve hayatımızdaki etkisi gittikçe büyüyor.

Üstelik şikayet etmekten çözüm üretmeye fırsatımız olmuyor. Kafamızı çözüm için çalıştıramıyoruz, sürekli şikayet ettiğimiz için.

2- Kendinize acımayı bırakın. ‘Taş sevdiği teni çarpar’ diye bir söz vardır. Ben çok severim, beni güçlendirir. İçimdeki mücadeleciyi ayaklandırır.

Ağlamayı  bırakın; param yok, işim yok, sevdiğim yok… Ağlamayı bırakın ve bunların size yetecek kadarını elde etmek için ne yapabileceğinizi düşünmeye başlayın. Gerçekte neye ihtiyacınız var? Ona odaklanın, ağlayıp hedef şaşırtmayın kendinize.

Canım babacığım derdi ki; “İş senden korksun, sen ondan korkma!”

Sakince durun ve düşünün.

3- Başkalarını eleştirmeyin; bırakın başkaları ne yaparsa yapsın, nasıl yaparsa yapsın. Siz kendinize bakın; siz nasıl yapıyorsunuz?  

Hadi şimdi bu üç madde üzerinde düşünelim!

Bahçenin dışında durmuş içerisini seyreden birisi gibi duralım ve bakalım bahçeye, kendimize bakalım. Ne var, ne yok, ne yapabilirim? Bakalım, düşünelim. Sonsuz güce sahip olan beynimizin ve kalbimizin bize baktığımız bahçedeki güzellikleri göstermesine izin verelim. Çamurla kaplanmış yerlerin temizlenme yolunu göstermesine izin verelim.

Bulduğunuz çözümlere kendiniz bile inanamayacaksınız. İçinde bulunduğunuz durumu iyisi ve kötüsü ile farkedip öncelikle elinizdekiler için şükredip, sonra da diğerleri için çalışmaya başladığınızı göreceksiniz.

Hadi bu hafta bu üç maddeye çalışalım ve haftaya devam edelim…