Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Dağlardan Dünyaya: Mustafa Özpek’in Balıkla Yazdığı Başarı Hikayesi

1946 yılında Denizli’nin Güzelpınar Köyü’nde doğan Mustafa Özpek’in hikayesi, sabrın ve emeğin neleri mümkün kıldığının en çarpıcı örneklerinden biri. Çiftçi bir ailenin çocuğu olan Özpek, ilkokulu bitirdikten sonra oğlak ve keçileri güdüyor, öküzlerle çift sürüyor, katırlarla düven çeviriyordu.

1946 yılında Denizli’nin Güzelpınar Köyü’nde doğan Mustafa Özpek’in hikayesi, sabrın

Dağ başında ürettikleri yoğurt ve peynirleri eşeğin heybelerine yükleyip, 30 kilometrelik yolu yürüyerek Denizli pazarına götürüyordu. O yılları anlatırken gülümseyerek “Ehliyet aldığım gün, hayatımın en mutlu günüydü. Çünkü çobanlıktan kurtulacaktım,” diyor.

Bir Ehliyetle Başlayan Hayat Dönüşümü

Askerde aldığı ehliyet, onun için bir dönüm noktası oldu. Babasına “Traktör alalım” dediğinde, babası buna yanaşmadı. O ise vazgeçmek yerine çözüm aradı. Kafasında hep yeni bir iş fikri vardı. Ehliyeti vardı ama aracı yoktu; o yüzden bedava şoförlük yapmaya başladı. Hem yolları hem piyasayı tanıyacak, hem de sermaye biriktirecekti.

Kamyon almak istediğinde babasından kefil olmasını istedi, ancak çevredekilerin “Bir yere çarpar, tarlaları satarsın” uyarısıyla baba geri adım attı. O an, Mustafa Özpek için yeni bir hedef doğdu: “Bir araba parası kazanmadan memlekete dönmeyeceğim.”

Avrupa Yolculuğu: Turist Gibi Gidip İşçi Olarak Kaldı

Mustafa, babasının kefil olmamasıyla yurt dışına yöneldi. Almanya’ya gitmek istiyordu, ancak vize almak zordu. Bu yüzden Avusturya’ya “turist” olarak gitti. 14 kişilik bir grupla çıktıkları tren yolculuğunda önce Yunanistan, sonra Bulgaristan’ı geçtiler. Avusturya’ya vardıklarında Mustafa ve arkadaşları ülkeye girmeyi başardı, ama paraları kısa sürede bitti.

“Bize sırtınla taş çekeceksin deseler yapacaktık,” diyor o günleri anlatırken.
Bir tekstil fabrikasında iş buldu, haftada 16 saat çalıştı. Hafta sonları inşaata gidiyor, aldığı parayı biriktiriyordu. Çalışkanlığıyla kısa sürede dikkat çekti, Almanya’ya geçiş izni aldı.

Balığın Tadını Bilmeden Balıkçı Oldu

Almanya’da 3,5 yıl çalıştıktan sonra amcasından gelen bir mektupla hayatı yeniden yön değiştirdi. Amcası “Türkiye’ye gel, birlikte balıkçılık yapalım” diyordu. Oysa Mustafa, o güne kadar balık bile yememişti.
Yine de döndü ve Denizli’nin Sakızcı Köyü’nde balıkçılığa başladı. İlk zamanlar başarısızlıklarla karşılaştı. Balık ölümleri arttı, yem bulamadı. Ama pes etmedi. Ankara’daki yem fabrikasına gidip masaya yumruğunu vurdu:
“Ben üretken olmayan bir ülkenin kalkınacağını düşünmüyorum. Biz yeni bir iş başlattık, üretiyoruz. Bana yardımcı olacaksın.”
O sözler işe yaradı. Yemler üretildi, balık ölümleri durdu. Böylece Mustafa Özpek, balıkçılığın inceliklerini öğrenip kendi markasını yaratma yoluna girdi.

İlk Başarılar ve İhracata Giden Yol

Zamanla restoranlara canlı balık taşımaya başladı. Sümerbank, Aydın Tekstil, Çimentaş, Metaş ve BMC gibi fabrikalarla anlaşmalar yaptı. Haftada 1500 balık sattı.
İşini büyüttü, amcasıyla ortaklıktan ayrıldı, kendi markasını kurdu. Bugün Mustafa Özpek’in 10 balık çiftliği, bir balık işleme tesisi ve iki yem fabrikası var. Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Belarus ve Rusya’ya balık yemi ihraç ediyor.

“Hiç Frene Dokunmadan Hep Gaza Bastım”

Mustafa Özpek, bugün geldiği noktayı özetlerken şu sözü söylüyor:
“Hayatta hiç frene dokunmadım, hep gaza bastım.”
Çobanlıktan balık ihracatına uzanan bu hikaye, azmin, emeğin ve inancın neleri değiştirebileceğini gösteriyor.

Gençlere Mesaj: Üretmeden Kalkınmak Olmaz

Mustafa Özpek’in gençlere verdiği mesaj net:
“Çalışmaktan korkmayın. Üretin, risk alın, kendi yolunuzu çizin. Benim yaptığım gibi siz de bir gün ‘Hiç frene dokunmadım’ diyebilin.”