Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
°C

Arif Balkanay Yazdı:”Çocuk ve Oyun”

22.04.2019
A+
A-

“Gocadereyi geçebilirsek gerisi kolaydı. Sen önde, bozoğlanın yuları elinde, ben arkada… Tam derenin oraya gelince, beni yine ona emanet edip semerine bindirdin. Neden kendine değil de bozoğlana güvenmiştin? Hatırlıyor musun; dağdan sürüklenip gelen kayalar, odun parçaları, kuru dallar, birer küçük gölet yapmışlardı. Sanırsın kat kat üstüne şelale olmuştu.

Ama o; güldür güldür gelen selin sesi yok mu, çakan şimşeklere karışmıyor mu, bozoğlanı tedirgin etmiyor mu… Sadece onu mu;

“Hadi oğlum” dedin,

“Deh!..”

Kıçına öyle bir vurdun ki, sanırsın bir doru tay! öyle hızlı indi ki dereden, öyle cesurca atladı ki suya, öyle bir şahlandı ki karşı kıyıya, sel suları ne oluyor bile diyemedi.

Peki, sen nasıl geçtin o sudan; sanki yüzer gibiydin. Nasıl yakaladın bizi; sanki rüzgar gibiydin… Şimdi o dereyi de doldurdular, biliyor musun, yol yaptılar, bizim bağların yerine apartman yaptıkları gibi. Şimdi gitsen tanıyamazsın…

Kaç yaşındaydım o zaman; dört mü, beş mi? Biliyor musun; bir çocuğun beynindeki zihinsel gelişmenin yüzde yetmiş beşi, yedi yaşına kadar tamamlanırmış. Toplum olarak her şeyi tüketiyoruz ya şu sıralar, çocuklar da tüketiyor… Çocukları da tüketiyoruz aslında, çocuklukları da. Baksana; nereye gidersen git, hep aynı çocuk oyun parkları; kayılacak, kay! sallanılacak, sallan!.. Her şey hazır, tek elden çıkmış, tek tip oyun elemanları. Hiç yaratıcılıklarını kullanamıyor çocuklar. Bedenlerini akıllarıyla buluşturamıyorlar. Heyecanı yarış serüveniyle buluşturup,  keyifle ufuk açıcı deryalara dalamıyorlar… Oyuncaklarını bile tüketiyorlar. Sonra da “pisada bilmem kaçıncılığa gerilemişiz” diyorlar…


(Mevcut oyun elemanları tüketim toplumunun ihtiyaçlarını karşılamaktadır; düşünmeden oyna, tekrar et ve tüket…)

(Ülkemizdeki neredeyse tüm belediyeler; fabrikasyon ürünü, sert plastik malzemeden üretilen, çocuğun düşünmeden oynadığı ve tekrar ettiği oyun elemanlarını kullanmaktadır…)

Parasız yatılıya gidinceye kadar hiç çocuk parkı görmemiştim… Ama öyle bakma bana, senin suçun değildi ki. Anamın, bir tanecik yumurtayı un ve suyla çoğaltıp yemek diye yedi kişinin önüne koyduğu günlerdi o günler… Ama olsun. Biz kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık. Hatırlar mısın; nereden bulmuşsa, iki metre kadar bir telle gelmişti bir gün abim, İbrahim’di dimi…

“ Gel” demişti,

“Sana araba yapacağız.”

Sonra, o teli özenle kıvırarak bir teker yapmıştı, aynı teli kıvırarak bir dingil, tekrar kıvırarak bir teker daha. Taşla döve döve koparmıştı ucunu. Sonra, kocaman bir yuvarlak daha yapmıştı;

“Bu direksiyon…” telin ucunu boyuma göre ayarlayıp,

“Bu da direksiyonun kolu” demişti. En ucunu da bir halka yapmış, dingile dolayarak kıvırmıştı.

“Al sana araba…”

Komşunun Ali ile köprü taşa kadar hep araba yarışı yapardık. Bazen, akşam nasıl olmuş anlayamazdık. Çeşmeden su taşımayı bile unuturdum. Siz yorgun argın tarladan gelince, hiç kızmaz, elime testiyi tutuşturur;

“Hadi koş, ama düşmeden” derdin.

Sonraları, bildiğin dört tekerli araba yaparlardı bize. Boş makaraları kullanırlardı. Ne yapsınlar; onların da legosu oydu.  Ne çok heyecanlanırdık… Sıkılmadın ya…

“Hiç sıkılır mıyım? Sen; yerel devrimden bahsediyorsun ya, şimdiki çocukların eğitimiyle nasıl olacak bu iş?”

Öyle deme. Bu ülkeye gerçekten demokrasi gelecekse, yerellerden filizlenerek gelecek. Bizim belediyelere de doğal olarak çok iş düşecek. Senin gördüğün üç yaşındaki, beş yaşındaki bebeler var ya; işte onlara öyle bir oyun ve eğitim olanakları sunacağız ki deme gitsin. Yarın öbür gün hepsi birer genç kız ya da delikanlı olacaklar. Ama hepsi birer akıl küpü olacak, zeki ve çevik nesiller olarak yetişecekler.


(Yerel devrim için yeni bir oyun kurmalıyız. Çocuk oyun eleman ve alanlarında da yeni bir başarı hikayesi yazmalıyız. Bunu; oyunu eğitime dönüştürerek başarabiliriz…)

“Bizim belediyelere çok iş düşecek desene. Peki nasıl organize olacak bizimkiler?”

Önemli olan önce buna niyet etmek. Niye organize olamasınlar ki? Şöyle düşün; aralarında iş bölümü yapacaklar. Daha doğrusu alan paylaşımı yapacaklar. Bir belediyemiz çocuk oyun elemanları ve kent mobilyaları hususunda uzmanlaşacak mesela. Hani Bozkurt Belediyesinde geliştirilmeye çalışılan gibi. O belediye ormanla anlaşacak, doğaya zarar vermeden orman ürünlerini değerlendirecek. Mimarlardan, sosyologlardan, psikologlardan, bilim insanlarından destek alacak. Onların önderliğinde çocuk oyun elemanlarının ve oyun alanlarının tasarımı yapılacak. Sonra imalat atölyeleri kurulacak. Onlarca yüzlerce kişiye yeni istihdam olanakları sağlanacak. Bizim belediyelerden başlamak üzere, şehrin diğer belediyelerine, ülkenin diğer kentlerine tasarım ve uygulamalar pazarlanacak. Giderek o belediyemiz bu alanda markalaşacak.


(Çocuğu karmaşık sistemler içine salarak; bedeni ile aklını buluşturma fırsatları sunan, özgüven duygusunu geliştiren, gereksiz tekrarlardan kaçınarak çocuğun zihinsel ve bilişsel gelişimine katkı sunan oyun elemanları yaratmalıyız…)

(Çocuğun yaratıcı, keşfedici beceriler kazanmasını sağlayan, tırmanma, yol bulma, denge gibi yeteneklerini (motor gelişimini) geliştiren oyun elemanları yaratmalıyız…)


(çocuğun arkadaşlarıyla birlikte oynaması sırasında; dayanışma, birlikte üretme duygularını pekiştiren olanaklar sunmalıyız…)

Başka bir belediyemiz organik tarımda merkez olacak mesela. Bir başkası süs bitkilerinde, bir başkası hayvancılıkta, bir diğeri enerjide, bir diğeri kültür sanat alanında… Bir nevi takas işlemi yürütecekler aralarında; sütü ver çocuk parkını teslim al, elmayı ver nohudu al, tiyatronu getir lalelerini götür… Bir nevi imece usulü ile koca bir kent kalkınacak. Üretici, tüketici birlikleri kurulacak, organizasyon bu birlikler üzerinden yürütülecek. Kardeş belediye anlayışı hayatla buluşacak. Başta çocuklarımız taze süte, ucuz ekmeğe, bilimsel oyuna kavuşacak. Ülkenin dört bir yanında bahar çiçekleri açacak, güneşli günler gerçek olacak…

“Sahi, bunların hepsini yapmak mümkün mü? Hem de bu devirde” Elbette mümkün. Yeter ki önce

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.