Toplantı öncesinde İzmir Ticaret Borsası Eğitim, Kültür ve Sosyal Entegrasyon Vakfı (BORSAV) Birinci Mütevelli Heyet Toplantısı yapıldı. Vakfın 2025 yılı faaliyetleri sinevizyon eşliğinde meclis üyelerine sunuldu. Faaliyet raporu oy birliğiyle kabul edilirken, yönetim ve denetim kurulları da değişiklik olmaksızın yeniden onaylandı.
Bakliyat ve Hububatta Stratejik Vurgu
Meclis Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi, konuşmasına 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’ne değinerek başladı. Türkiye’nin mercimek, nohut ve kuru fasulyede yüksek kalite üretim kapasitesine sahip olduğunu belirten Hemsi, bakliyatın sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği açısından stratejik önem taşıdığını ifade etti.
Ocak ve Şubat aylarında gerçekleşen yağışların toprak nemi açısından güçlü bir başlangıç sağladığını kaydeden Hemsi, bahar yağışlarının da dengeli gitmesi halinde buğday ve arpada yüksek rekolte beklendiğini söyledi. Ancak Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ndeki artışa dikkat çeken Hemsi, gübre ve toprak geliştiricilerdeki maliyet yükselişinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını dile getirdi.
Toprak ve Su Kaynakları Alarm Veriyor
Toprak Atlası 2025 raporuna değinen Hemsi, Türkiye yüzeyinin yaklaşık yüzde 59’unun erozyon riski altında olduğunu ve her yıl 642 milyon ton verimli üst toprağın kaybedildiğini belirtti. Özellikle kapalı havzalarda yeraltı sularının yoğun kullanımının sürdürülemez baskı oluşturduğunu vurgulayan Hemsi, tarım, su ve iklim politikalarının bütüncül ele alınması gerektiğini ifade etti.
Gübre fiyatlarındaki dalgalanmanın hem üretim maliyetlerini hem de gıda enflasyonunu tetiklediğini kaydeden Hemsi, yoğun girdi kullanımına dayalı üretim modelinin uzun vadede sürdürülebilir olmadığını söyledi.
Kestelli: “Dezenflasyon Süreci Beklenen Hızda İlerlemiyor”
İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, konuşmasında küresel ve ulusal ekonomik gelişmelere dikkat çekti. 2026’nın ilk iki ayında enflasyonla mücadele sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğini belirten Kestelli, küresel ticarette yaşanan değişimlerin Türkiye’yi doğrudan etkilediğini söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini ticaret politikası aracı olarak kullanmasının küresel dengeleri sarstığını ifade eden Kestelli, asıl kritik gelişmenin Avrupa Birliği’nin Hindistan ve MERCOSUR ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları olduğunu vurguladı.
AB–Hindistan Anlaşması Türkiye İçin Neden Kritik?
Kestelli, Avrupa Birliği’nin Hindistan ve Güney Amerika ülkeleriyle imzaladığı anlaşmalar kapsamında tarife kalemlerinin yüzde 90’ından fazlasında gümrük vergilerinin kaldırılacağını hatırlattı. Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 41’ini AB’ye yaptığına dikkat çeken Kestelli, Gümrük Birliği’nin mevcut yapısı nedeniyle Türkiye’nin bu anlaşmalardan doğrudan etkileneceğini söyledi.
Hindistan’ın 607 milyonluk iş gücüne karşılık Türkiye’de bu sayının 36 milyon civarında olduğunu belirten Kestelli, Hindistan’daki ortalama ücretlerin 200–400 dolar bandında seyrederken Türkiye’de yaklaşık 906 dolar seviyesinde bulunduğunu ifade etti. Bu durumun özellikle emek yoğun sektörlerde Türkiye’yi zorlayacağını dile getirdi.
Kestelli, “Otomotiv, makine, kimya, tarım ve elektronik sektörleri bu süreçten olumsuz etkilenebilir. Daha ucuz iş gücü avantajına sahip ülkelerle rekabet etmek giderek zorlaşacak” dedi.
Türkiye’nin iki stratejik adım atması gerektiğini vurgulayan Kestelli, Gümrük Birliği’nin revize edilmesi ve emek yoğun sektörlerin katma değerli, teknoloji yoğun üretime dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde Türkiye’nin düşük katma değerli üretime sıkışma riski bulunduğunu belirtti.
Nüfus ve Tarımda Yaşlanma Sorunu
Kestelli, Türkiye’de nüfus artış hızındaki düşüşe de dikkat çekerek ilkokula başlayan çocuk sayısındaki gerilemenin gelecekte tüm sektörleri etkileyeceğini ifade etti. Tarımda yaş ortalamasının 56–57 seviyesinde olduğunu belirten Kestelli, genç nüfusun üretime kazandırılmasının önemine vurgu yaptı.Kestelli,”Ülkemizi bekleyen bir diğer önemli problem ise nüfus artışındaki hızlı azalma. Bu konuyu uzun uzun istatistiklerle anlatmaya, sizi rakamlarla boğmaya hiç niyetim yok. Tek bir örnek her şeyi anlatmaya yetiyor. Bundan 7-8 yıl önce ilkokula başlayan çocuk sayısı 1 milyon 300 binlerde seyrederken, günümüzde bu sayı 850 binlere gerilemiş durumda. Nüfusumuz giderek yaşlanıyor. Bugün tarımda yaş ortalaması 56 ila 57. Bizler yıllardır bu yaş ortalamasını düşürmenin yollarını tartışırken, yakın bir gelecekte tüm sektörlerin benzer bir açmaza sürükleneceğini görüyoruz. Bu sorunu ortadan kaldırmanın sihirli bir formülü de bulunmuyor maalesef. Toplumsal refahın artması, eğitim, sağlık, barınma gibi alanlarda insanların kaygılarını giderecek düzenlemelerin yapılması gerekiyor” diye konuştu.
“Barajlar Doluyor Ama Tarlada Hasar Var”
Yoğun yağışların baraj doluluk oranlarını artırmasının sevindirici olduğunu belirten Kestelli, özellikle İzmir’in içme suyu kaynağı olan Tahtalı Barajı’nın dolmasının umut verdiğini söyledi.
Ancak aşırı yağışların tarım arazilerinde su birikmesine yol açtığını ve özellikle kışlık sebzeler ile örtü altı üretimde verim kayıplarına neden olduğunu dile getirdi. İzmir ve çevresindeki sera alanlarında meydana gelen hasarın zararı büyüttüğünü belirten Kestelli, pazarlanabilir ürün miktarındaki azalmanın üretici gelirlerini doğrudan etkileyeceğini söyledi.
Aşırı yağışların uzun vadede toprak verimliliğini de tehdit ettiğini kaydeden Kestelli, drenaj altyapısının güçlendirilmesi, erozyon önleyici uygulamaların yaygınlaştırılması ve etkin risk yönetimi politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.Kestelli,”Özellikle kışlık sebzeler, erken ilkbahar ekimleri ve örtü altı üretimde verim kayıpları oluşuyor. Ürünlerimizin pazarlanabilir kısmının azalması üreticilerimizin gelirini doğrudan etkileyecek gibi görünüyor. İzmir ve çevresindeki sera alanlarında meydana gelen hasarlar da zararın boyutunu artırmış durumda. Ayrıca, aşırı yağışların uzun vadede toprak verimliliğini de tehdit ettiğini söyleyebiliriz. Bu tablo bize bir kez daha göstermektedir ki iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı bu dönemde tarım sektöründe drenaj altyapısının güçlendirilmesi, erozyon önleyici uygulamaların yaygınlaştırılması ve etkin risk yönetimi büyük önem taşıyor” dedi.



