Egeyön Haber

Muammer Enginsu Yazdı: Kutsal Şeffaflık Çağı

Muammer Enginsu

Muammer Enginsu

Sanatçı-Eğitimci-Yazar "Yağmurun Kızı" albümünü ve pek çok single eser yaptı.Besteci. Tiyatro , belgesel ve kısa film müziği yaptı. Kısa film çekti. Melek Ağacı romanı yazarlarından. Şiir kitabına hazırlanıyor. "Her Yerde Müzik Var" isimli müzik programını yürütüyor.

  Plazalar cam, otobüs durakları cam, evlerdeki pencereler duvardan duvara cam ve dahası…

 Her şeyin daha görünür olduğu ve hiç bir şeyin gizlenemediği bir çağda yaşıyoruz.  Sokağa çıktığınızda binlerce mobese kamerası, milyonlarca cep telefonu ile karşı karşıyasınız. Ve bu rüzgâr artarak sürecek. Hiçbir şey artık gizli değil. Büyülü perde kalktı. Ayan ve beyan zamanı.

  Artık herkesin bir sanal karakteri var ve olduğu gibi sosyal medyada testinin dışına sızmakta. Bu kıymetli konu psikologların ve sosyologların alanı olsada kendi kişisel gözlemlerimi paylaşmakta bir sakınca olmasa gerek.

 Oldum olası eskiden şöyleydi eskiden böyleydi cümlelerini hiç sevmemişimdir. Sanki eskiden her şey güllük gülistanlıkmış gibi insanın şu anki samimi özlemlerini eskiye yaslayarak yaşamaya çalışması bana hep bir sahtekârlık gibi gelmiştir.

  Aslında az sonra detaylarını vereceğim davranış biçimi eskidende vardı. Kanımca sadece şekil ve kabuk değişirdi. Şöyleki: Bundan fazla değil 20 sene önceye gidelim. Dijital fotoğraf makinelerinin daha piyasada olmadığı dönemler olsun. Anı saklamak adına fotoğraf çok çok önemliydi o dönemlerde. Şimdiki gibi ota boka fotoğraf çekemiyorduk. Çünki fotoğraf filminin de bir maliyeti vardı. Bu yüzden en kıymetli anlar fotoğraflanıyordu genellikle ve bu az sayıda oluyordu. Ancak işin gösteriş ve ifşa boyutundaki davranış kalıbı biçim olarak değişsede temelde aynı kaldı.

  Bana göre bir hezeyan ama genellikle yaşadıklarımızı başkasına göstermeden edemiyoruz.

  Çocuktum. Genelde eş dost daha çok da akraba çevresinden köyde yaşayan ailemin yanına gelen köyden indim şehre zevatlarının bir kısmı mutlaka gittikleri, gezdikleri yerleri, gördüklerini, yiyip içtiklerini, aldıkları eşyaları, arabalarını, evlerini ballandıra ballandıra anlatırlardı. Bunlardan bazıları öyle ileri gidiyordu ki yanında fotoğraf taşıyıp, geldiklerinde çantalarından çıkarıp işin içine gösterim yöntemiyle pekiştireç oluşturmayı da katmayı ihmal etmiyorlardı. Bu zevatların kılasik ortak birkaç cümleleri olurdu. “Siz de gidin mutlaka.” “Dayı, amca, abi mutlaka götür çocukları buraya.”  Bu cümleler genellikle kalkmaya yakın söylenirdi ki ev ahalisinin damağına bir parmak bal çalınsın ve öylece kalakalsınlar. Bilirlerdi ki karşılarındaki aile ya köyde bitmek bilmeyen işten güçten fırsat bulunamayacağından ya da ekonomik yetersizliklerden dolayı oralara gidemeyecek ve onların yaşadıklarını yaşayamayacak. Asıl amaçları da buydu zaten. Bu ilkel, bayağı gösteriş müptelalığı aslında köyden şehre gidenlerin şehirde yaşadıkları aşağılık kompleksinden kurtulabilmek için henüz köyde yaşamakta olan çevrelerine aynısını yansıtarak rahatlamaya çalışmalarından başka bir şey değildi. Yaşadıkları kültürel şok öyle keskindi ki ezik ruhlarını başkalarına da aynı ezikliği yaşatmaya çalışarak rahatlatıyorlardı.

  Ve bir gün sosyal medya çıkageldi. Vallahi de çok güzel oldu. Bir önceki paragrafta bahsetmeye çalıştığım gösteriş budalalarının sayısal çokluğu dışında davranış olarak beni çok şaşırtan bir değişim olmadı. Gösteriş budadalığı ve kültürel bayağılığın sergilenme alanları dahada genişlemiş oldu. Artık insanlar anbean nerede olduklarını, ne yaptıklarını, duygu durumlarının ne olduğunu, ne yiyip ne içtiklerini çektikleri fotolar ve videolar ile göstermek istedikleri kadar gösterebildiler. Yeni aldığı arabasını, hafta sonu yaptığı mangalı, kurdukları kallavi sofrayı, akşamüstü kahvelerini rahat rahat yayınladılar. Yaşasın! Başkalarının canı çekmesin diye elindeki yiyecekle sokağa salınmayan çocuklar “köyden indim şehre” den sonra buldumcuk olmuşlardı. Zülfü Livaneli’nin deyimiyle “köydeki testi şehirde plastik sürahiye dönmüştü.” Tabiki görgüsüzlüğün boyutu buralarda da kalmadı. Ölen eşinin mezarı başında bir gözü kamerada dua ederken çektirilmiş olan videosundan evlendiği gece “az sonra gerdeğe gireceğimiz aşk  odamız”  videosuna kadar her türlü özel anını paylaşmaktan geri kalmadı bu güruh. Bu saydıklarımdan rezalet olanları  da  var elbette. Örnekler saymakla bitmez.

  Verdiğim örneklerin yaşam alanlarımdan seçilmesi sebebiyle bu davranışları sadece köyden kente göç edenlerin gösterdiği sanılmasın. Yedi sülalesi kentte olup da kendine ve öz kültürüne yabancılaşmış beton ruhlularında pek farkı yok zira.

  Son derece sevinçliyim bütün bu olup bitenin sosyal medya aracığı ile yerlere serilmesinden. Böylece bu insanların sayfalarını takip etmeme, paylaşımlarını görmeme, gördüğümüzde kahkaha atma veya yoklarmış gibi davranabilme,  hasbel kader bir toplulukta rast gelindiğinde zaten çoktan cep telefonlarına gömülecekleri için kendileriyle iletişim kurmama, eskiden adab-ı muhaşaret diye katlanmak zorunda kaldığımız gösteriş budalalıklarınına katlanmama imkanı veren yüce sosyal medyayı selamlarım.

  Çocuklarını “elinde ekmek ile sokağa çıkma, olan var olmayan var, kimsenin canı çekmesin diye terbiye edebilmiş anaları getirin bana. O anaların ayağının altına sersinler benim postumu.

Dipçe: Bu hafta değerli sanatçı Ferhat Livaneli’nin ruhunuza iyi gelecek dupduru iki bestesini sizlerle paylaşıyorum. Keyifli günleriniz olsun.

Youtube:Muammer Enginsu TV

Sosyal Medya Hesapları:

Facebook, instagram, twitter: Muammer Enginsu

Bize her konuda sayfadaki mail adresimize yazabilirsiniz

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ