Avrupa’da doğup Anadolu’da annelerin ellerinde hayat bulan etamin, bu sergide yalnızca bir el sanatı değil; sevginin, sabrın ve korunmanın dili olarak karşımıza çıkıyor. Kumaşa işlenen her kalp sevgiyi, her çiçek umudu, her geometrik desen hayatın dengesini fısıldıyor. Müjde Alpaylı’nın iğnesi, yalnızca ipliği değil; bir aileyi, bir evi ve yıllar boyu biriken anıları da ilmek ilmek örüyor.

Sanatçının el işiyle tanışması çok erken yaşlara uzanıyor. Henüz 3–4 yaşlarındayken annesinin yanında patiska kumaşlara batırıp çıkardığı toplu iğneler, bugün bir serginin kalbine dönüşmüş durumda. Zamanla patiskanın yerini etamin almış; basit örtülerden manzaralara, havlu kenarlarından büyük kompozisyonlara uzanan bir yolculuk başlamış. Bu yolculuk, sanatçının resim eğitimiyle birleşince etaminlerde yağlı boya mantığını andıran derinlikli bir anlatı ortaya çıkmış.
Sergideki eserler arasında, yedi ayda tamamlanan ve izleyiciyi karşılayan kalyon çalışması, hem sabrın hem de ustalığın simgesi olarak öne çıkıyor. Alpaylı, Ankara Koleji yıllarında ressam Eşref Üren’in öğrencisi olmasının etkisini, etaminlerinde renk, ışık ve kompozisyonla görünür kılıyor.
Bu sergi aynı zamanda bir vefa hikâyesi. Yıllar boyunca sanatçıyı sergi açmaya teşvik eden, model seçimlerinde yanında olan merhum eşi Erkal Alpaylı’nın isteği, bugün kızı Didem’in desteğiyle hayat bulmuş. Sergi, Erkal Alpaylı’nın anısına ithaf edilirken; aile, dostlar ve küratöryel emeğiyle de kolektif bir ruh kazanmış.
“İğnenin hikayesi çocukluğuma uzanıyor”
Sergi ile ilgili duygularını anlatan ve “Ben bu işe çok küçük yaşlarda başladım” diyen Müjde Alpaylı, hikâyenin çocukluk günlerine uzandığını söylüyor; “Üç-dört yaşlarındaydım. Annem dikiş dikerken yanındaydım. O zamanlar patiska kumaşlar vardı. Annem bana toplu iğne verirdi, ben de kumaşa batırıp çıkarırdım. O günlerde farkında değildim ama iğneyle kurduğum bağ, hayatım boyunca benimle geldi. Zamanla nakış tekniklerini öğrendim. Çin iğnesi, sarma, gölge işi… O dönem birçok teknik vardı. Anneme motif çizdirir, onları işlemeye çalışırdım. Sonra patiskanın yerini etamin aldı. Hesap işi dediğimiz bu kumaş beni çok etkiledi. Önce basit örtüler, yastıklar, havlu kenarları yaptım ama bir noktadan sonra bunlar beni tatmin etmedi. Beğendiğim her şeyi etaminle anlatmak istedim. Manzaralar, gemiler, doğa… Özellikle dışarıda göreceğiniz kalyon çalışmasını yedi ayda tamamladım. Sabır isteyen bir iş ama sabır da bu işin ruhu. Etaminlerimde resimsel bir dil var bunun nedenini ise ben Ankara Koleji mezunuyum, resim altyapım var. Eşref Üren’in öğrencisiydim. Etaminlerimde yağlı boya mantığı vardır.

“Eşimin anısına açtım”
Serginin en güçlü yanlarından biri ise taşıdığı anlam. Bu serginin, merhum eşi Erkal Alpaylı’ nın anısına ithaf edildiğini söyleyen sanatçı, duygularını şu sözlerle paylaşıyor: “Bu sergide sadece desen yok. Burada bir annenin sesi, bir kadının emeği, bir ailenin hatırası var. Ziyaret edenlerin defterime birkaç satır yazması bile benim için çok kıymetli. Çünkü etamin, dokunan ellerle ve paylaşılan duygularla yaşar. Bu sergiyi açma fikri eşimden çıktı. Hep derdi ki ‘Hanım sana bir sergi açalım.’ Ama rahatsızlıkları nedeniyle o zaman olmadı. İçimde hep ukde kaldı. İzmir’e geldikten sonra kızım Didem ve dostlarım, ‘Bu sergiyi açmalısın, onun ruhunu şad etmeliyiz’ dediler. Bu sergi onun isteğinin gerçekleşmiş hâlidir.Kızım Didem başta olmak üzere dostlarıma, Arya Kamalı’ya, küratörümüz Gülnur Hanım’a minnettarım. Hepsi bu serginin görünmeyen kahramanları” dedi.
Kemeraltı 2. Beyler’de yer alan Arya Kamalı Uluslararası Kültür Sanat Merkezi’nde açılan sergi, pazar günü hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında gezilebiliyor.“İğnenin Hikâyesi”, 17 Ocak’a kadar sanatseverleri bekliyor. Ziyaretçiler yalnızca eserleri görmekle kalmıyor; sanatçının defterine duygularını yazarak bu sessiz hikâyeye kendi izlerini de bırakabiliyor.
Bu sergi, el emeği göz nurunun ötesinde; bir annenin, bir kadının ve bir ailenin zamanla örülmüş hayatını anlatıyor. İğnenin ucunda bir hafıza, her ilmikte bir anne sesi… Ve o ses, Kemeraltı’ndan geçen herkesi, bu sessiz ama güçlü hikâyeye tanıklık etmeye çağırıyor.





