Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Zehra Başkaya Çavdar

Hediye Paketi

Haydi koşun alışverişe!

Yeni yıl geliyor. Hemen hediye alışverişi yapmalıyız.

Sanki bütün yıl hiç yapmamışız gibi bir alışveriş çılgınlığıdır sürüp gidiyor. Siz de dahil misiniz bu fırtınaya?

Ben severim hediye vermeyi de, hediye almayı da. Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, yılbaşı kutlamaları hepsi birer bahanedir benim için. Öyle ihtiyacı olan bir şeyi alayım diye de uğraşmam, tam tersine, ihtiyacı olmayan ama sahip olmaktan mutlu olacağı bir hediye almaya çalışırım. Bu da epeyce emek gerektiriyor. Haftalar öncesinden düşünmeye başlarım “Ne alsam, ne yapsam,” diye.

Bu sefer, yılbaşı için aklıma başka bir fikir geldi ve satın almaktansa kendim bir şeyler yapmak istedim. Şu günlerde çalışıyorum konu üzerinde.

Ayrıca Aralık ayının son yarısında alışveriş için sokağa çıkmak tam bir delilik. Hayati bir meseleymiş gibi saldırıyoruz mağazalara. Mecburmuşuz, olmazsa olmazmış gibi. E, öyle durumlar var ki mecburuz zaten, değil mi? Olmazsa olmuyor! 

Nasıl bu hale geldi hediye işi.

Yılbaşı, sevgililer günü, kadınlar günü, anneler günü, babalar günü, doğum günü, evlilik yıldönümü ve daha niceleri.

Haftalar öncesinden başlayan reklamlarla bize hatırlatıyorlar görevimizi. Evet görevimizi. Çünkü böyle olunca görev oluyor. Oysa sürpriz olması, veren kişinin gönlünden kopması ve beklenmeden gelmesi gerekmiyor mu?

Tam bu düşüncelerle kıvranırken bir öykü çıktı karşıma, sizinle paylaşmak istediğim:

Akşam işten eve gelen baba küçük kızını odasında, oldukça pahalı bir hediye paketi kağıdı ile bir şeyler yaparken görüyor. Sinirleniyor, güzelim kağıdı ziyan ettiği için ama o an bunu konuşamayacak kadar yorgun olduğu için kızına bir şey söylemiyor. 

Birkaç gün sonra adamın doğum günü. Kutlamalar sırasında kızı da, o bir kaç gün önce gördüğü güzelim kağıdı kırıştırıp, büyük bir paket haline getirmiş olarak geliyor ve paketi adama veriyor, “Doğum günün kutlu olsun babacığım,” sözleriyle şenlenen gülümsemesinin eşliğinde. Adam paketi eline alıyor ama asılan suratı ile “Ne yaptın güzelim kağıda,” demeyi de ihmal etmiyor. Yine de paketi açıyor, içinden bir kutu çıkıyor, ‘Neyse,’ diye düşünüyor adam, ‘Hiç değilse içinde hediye var.’

Kutuyu açıyor, o da ne, kutu boş. İşte bu kadarı da fazla artık. Sinirle kızına dönüyor, “Bu da ne böyle, birisine bir hediye paketi vereceksen içinde hediye de olması gerekir,” diye bağırıyor. Küçük kız şaşkın, “Ama babacığım ben o paketi öpücüklerimle doldurdum!” diyor.

Varın, öykünün devamında anlatılan adamın halini siz tahmin edin…

Vazgeçelim arkadaşlar. Görev haline gelen hediye alışkanlığımızdan vazgeçelim.

Özellikle hanımlar; biliyorum ki biz daha ısrarcıyız bu konuda.

Güzel olmuyor. Gönülden kopmuyor. Hediyeyi veren ‘Ne kadar da sevinecek, yüzündeki heyecanı görmek için sabırsızlanıyorum,’ diye düşünmüyor.

‘Bekliyor, bunu almalıyım,’ diye düşünüyor, aksi durumda hoş olmayan bir sonuçla karşılacağını da biliyor.

Hediyelerimizi yapmak zorundayım diye hazırlamayalım. Özel günlerde hediye vermek ve hediye almak zorunda hissetmeyelim. Gönlümüzden kopmuyorsa almayalım. Hiç kimseyi de gönlünden kopmayan bir durumda bırakmayalım.

Faturanın büyüklüğü değil, kutudaki öpücüklerin çokluğu olsun merak ettiğimiz.   

Bol bol öpücük alıp verdiğimiz bir yıl diliyorum.

YORUMLAR

2 adet yorum var

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER