Zehra Başkaya Çavdar yazdı: Deprem Kaderiymiş -2

Zehra Başkaya Çavdar 15 Ocak 1969'da Antalya'nın Elmalı ilçesinde doğdu. Öğretmen olan babası Osman Başkaya'nın tayinleri sebebiyle çok sık şehir değiştirdi. İlkokulu Denizli'nin Çal ilçesinde Gazi ilkokulunda, liseyi Erzurum Nene Hatun Kız Lisesi'nde tamamladı. 1990 yılında Dokuz Eylül Universitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünden mezun oldu. 27 yıl boyunca İstanbul ve İzmir'de Uluslararası firmaların mali işler bölümlerinde çalışıp, yöneticilik yaptı. 2017 yılında profesyonel iş dünyasından emekli olup, yaşam koçu olarak çalışmaya ve kurumsal eğitimler vermeye devam etti. Özellikle çocukların ve kadınların eğitimi konusunda pek çok faaliyet gerçekleştirmiş olup, çalışmalarını sürdürmektedir. 2005 yılından beri denemeler ve öyküler yazmakta, gazetelerde köşe yazarlığı yapmaktadır. İlk öykü kitabı “Mavi Pencereler” 2019 yılında yayımlanmıştır. Evli ve bir kız annesi olan yazarımız, İzmir'de yaşamaktadır.

Şubat 2020 tarihinde bir yazı yazmışım ve 15 Şubat 2020 tarihinde burada yayımlanmış : “Deprem Kaderiymiş”

Bugün 23 Şubat 2023. Aradan 3 yıl geçmiş ve ben yine bir deprem yazısı yazıyorum. Yine yazmakta çok zorlanıyorum, gözlüğümün camları sürekli ıslanıyor ve buğulanıyor. Ama pes etmek yok, zaten yeterince ihmal ettim. Artık bu yazıyı yazmalıyım.

17 Ağustos 1999 gecesi kırk beş saniye boyunca henüz 1,5 yaşında olan kızıma sarılıp bekledim. Kırk beş saniyenin bu kadar uzun olduğunu bilmezdim. 

12 Kasım 1999 akşamüzeri yine kucağımda kızımla bekledim. Otuz saat gibi gelen otuz saniye boyunca bekledim…

Hayatım boyunca hem Denizli’de, hem Erzurum’da pek çok kez deprem yaşamış olmama rağmen, 1999 yılında yaşadıklarım ben de en çok yara bırakanlar oldu. Deprem korkusunun şekil değiştirdiği ve yeni bir anlam kazandığı depremlerdir bunlar benim için.

Ben depremden korkmuyorum.  Yaşadığımız coğrafyanın gerçeği deprem. Ben, bu gerçeği hiçe sayıp aymazlık içinde yaşayan ve yaşatanlardan korkuyorum.

Deprem yerkürenin normal bir hareketi. Nasıl uzun süre oturduğumuzda sıkışan kaslarımızı rahatlatmak için hareket etmemiz gerekirse, ya da sabah uyandığımızda bütün gece hareketsiz kalan vücudumuzu açmak için esneme hareketleri yapıyorsak onun gibi bir durum. Yerkürenin de zaman zaman kendini rahatlatması, sıkışıp biriken enerjisini açığa çıkarması gerekiyor. Bunları yaparken de fay hattı dediğimiz alanlarını kullanıyor. Esneyip büküyor, kırıp topluyor ve katmanları arasında sıkışan enerjisini açığa çıkarıyor.

Yerkürenin misafirleri olan biz insanlar o yüksek zekâmız ve bilimimizle bu durumun farkındayız.  Fay hatları nerelerden geçiyor, tarihte nasıl hareketlenmiş gibi pek çok bilgiye sahibiz. Üstelik o kadar zekiyiz ve o kadar gelişmiş bir bilime sahibiz ki bu hareketlenmelerden korunma yollarını da biliyoruz…

Öyleyse…

Öyleyse neden bu gün hala 43 bin 556 kişi bir depremde ölüyor. (Üstelik bu sayı sadece kimliği bilinenler. Kimliği bilinmeyen ve enkazdan hiç çıkarılamamış kaç kişi var?)

Yaşadığınız yerin nüfusu ne kadar? Kaç bin? Varın siz kıyaslayın.

Takdir ilahi mi?

Kader planı mı?

Arkadaşlar, sahip olduğunuz o güzel dini bilmediğinizi düşünüyorum!

4000 yıllık bir geçmişe sahip olan Hatay, bugüne kadar 7 kez depremlerle tamamen yıkılıp yeniden inşa edilmiş.

Şimdi ne yapacağız?

Yeniden inşa edip tekrar yıkılacağı zamanı mı bekleyeceğiz?

E, ne oldu bizim uzaya adam gönderen bilimimize?

Ne oldu atomu parçalayan zekâmıza?

Ne oldu şefkat ve sorumlulukla dolu kalplerimize?…

Bir arpa boyu yol alamadık demek ki!

Yayınlama: 24.02.2023
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.