Ana Sayfa Arama
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

AKHİLLEUS: BÜYÜK YAĞMACI

Tanrıça Thetis’i Poseidon’la evlendiremem. Kardeşim Poseidon zaten benden sonra en

Tanrıça Thetis’i Poseidon’la evlendiremem. Kardeşim Poseidon zaten benden sonra en güçlü tanrı. Oğlu ondan daha güçlü olursa bana kafa tutar. Çarpışmak zorunda kalırım. Baba-oğul bir olursa belki beni alt ederler. Koltuğumdan olurum. Madem Tanrıça Thetis güçlü bir tanrıyla evlenirse çok güçlü bir oğlan doğuracak, buna engel olmalıyım. En iyisi Thetis’i bir insanla evlendireyim. O zaman, doğacak oğlu ancak ölümlü bir insandan daha güçlü olabilir. O da bana karşı tehlike oluşturamaz. O insanı da öyle seçmeliyim ki; bedence güçlü, görünüşçe yakışıklı ama aklı çok fazla olmayan biri olmalı. (1)

Hasan Yiğit

 

Tanrıça Thetis, su perilerinin (nereidler), yunusların tanrıçasıydı.

Zeus’un eşi ve kız kardeşi Tanrıça Hera, kocasının kendisini aldatmalarına dayanamaz, öfke nöbetine kapılır. Yeni doğurduğu erkek bebeğini Olimpos’taki sarayın penceresinden fırlatır, atar. Bebek, yüzlerce kilometre uzakta, Akdeniz’de küçük bir adada kayalara çarpar. Hemen tüm kemikleri kırılır, kafatası boydan boya çatlar. Ama ölümsüz olduğu için can vermez.

Kayalıkların yakınında Tanrıça Thetis’in yunuslarını, nereidlerini yönettiği mağara vardı. Bebeği buldu. Bakmaları için nereidlerine verdi. Bebeğin Hera ile Zeus’un bebeği olduğunu anladı. Bebek büyümeye başladı. Tanrıça mağarasına daha sık gidiyordu. Bu arada mağaraya Zeus’un kardeşi, denizler Tanrısı Poseidon da geliyordu. Çocuğun Zeus’un oğlu, yani kendisinin de yeğeni olduğunu öğrendi. Zeus’a bilgi verince Baş Tanrı sakat oğlunu Olimpos’taki sarayına aldı. Ona sarayının altında tunç, demir işliği açtı. Ateşi verdi.

Poseidon’la Thetis yakınlaştılar. Evlenmeye karar verdiler. Evlenebilmeleri için Zeus’un izni gerekliydi. Zeus bilici başına evliliğin gelecekte nelere yol açabileceğini sordu. Bilici başı, ikisinden doğacak çocuğun, oğlu Herakles’ten (Herkül; Hera’nın Onuru anlamında)  daha güçlü olacağını söyledi. Zeus, bundan çekindi. Kardeşi Poseidon zaten güçlüydü. Baba-oğul kendisini devirebilirdi. Evlenme izni vermedi.

Krallar içinde saygınlığı olan ancak yetenek ve akılca çok da ileri olmayan Myrmidon kralı Peleus’la Thetis’i evlendirdi. Thetis, bu evliliğe istemeyerek razı olmuştu. Bir oğulları oldu:

Akhilleus…

Yarı-tanrı, yarı insan ve bir ölümlü… Akılca babasına çekmişti. Karşılaştığı sorunların çözümünde aklına değil kaba gücüne ve öfkesine öncelik tanıyordu. Babası yaşlandığı için çok genç yaşta Myrmidon kralı oldu. Çevresinde ve Aka kralları içinde sevimsizliği, kendini beğenmişliği ve acımasızlığı ile ün salmaya başladı. İS 16. Yüz Yıl’da Shakespeare de onu sevmeyenler arasındaydı. Onu şöyle tanımladı:

“Akhilleus mu? Bir arabacı uşağı, bir hamal, ayının ta kendisi!…”

 

Thetis’le Peleus arasında oğullarının yetiştirilişi konusunda tartışmalar çıkıyordu. Peleus, oğlunun bir tanrı gibi değil, bir insan gibi yetişmesini istiyordu. Çünkü o, gelecekte krallığındaki insanları yönetecekti, yani insanlarla yaşayacaktı:

“Oğlumuz bütün insanlardan daha güçlü, daha hızlı olacak diyorsun. Zeus’un ona bu güçleri verdiğine inanıyorsun. Ama unutma, oğlumuz Olimpos’ta değil, bizim aramızda, yeryüzünde, insanların arasında yaşayacak. Elinde güç olan insanların bazıları bu gücü iyilik, doğruluk için kullanır. Ama ne yazık ki bazıları da zorbalık, yağmacılık için kullanır. Oğlumuzun, Zeus’un verdiği bu güçleri zorbalık yapmak, insanlara zarar vermek için kullanmasından korkuyorum. Oğlumuz güçlerini yanlış kullanır, ondan acımasız bir katil, bir yağmacı yetiştirir, insanların başına bela ederiz diye korkuyorum.” (2)

Aiskhylos  

 

Thetis, bebeğinin, kocası gibi ölümlü değil, kendisi gibi ölümsüz olmasını istiyordu.

Zeus’tan, oğlunu ölümsüzlük suyunda yıkama izni istedi. Mezopotamya tanrı kralı Gılgamış da ölümsüzlük suyunu bulmak ve ölümsüz olmak için çok çabalamıştı. Suyu (bengi su/ölümsüzlük suyu/ab u hayat/yaşam suyu) Zeus bulmuş ve tekeline almıştı.

İzni alan Thetis, bebeği üç kez suya batırıp çıkaracaktı. Sağ topuğundan tuttuğu oğlunu üç kez suya daldırıp çıkardı. Avcunun içinde kalan sağ topuk ile ayak bileği arası ıslanmadı. Bu bölüm ölümlü kaldı (Akhilleus tendonu).

Akhilleus beş yaşına basınca Thetis, arkadaşı yarı tanrı Prometheus’a (önceden gören) oğlunun geleceğini okumasını istedi. Prometheus biraz daldı. Giderek alnı kırıştı,

“Zavallı sevimli oğlan… Çok uzak olmayan bir sürede çok büyük bir savaş çıkacak. Sevgili oğlun o savaşta ölecek.”

“Yanılıyor olmalısın,” diye karşı çıktı Thetis. “Onu ölümsüzlük suyuna kendi ellerimle soktum.”

“Doğru, sokmuşsun. Ancak sağ ayak topuğu ölümlü görünüyor.”

O günden sonra Thetis, oğlunu silahtan, savaş eğitiminden uzak tutmak için elinden geleni yaptı. Başarılı olamadı. Akhilleus çok hırslıydı. En büyük savaşçı olmak, adını unutulmazlar listesine yazdırmak istiyordu. Kendisine Zeus’un oğlu güç tanrısı Akhilleus’u ölçü almıştı. Onu geçemese bile, onun kadar ünlü olarak tarihe adını yazdırmak istiyordu. Troya’ya bu yüzden annesinin engellemelerini aşarak gitmeyi başardı.

Babası ise oğlunun acımasız bir savaşçı olmak istediğini gördüğünden üzüntü duyuyordu. Onunla ilişkilerini kesmişti.

 

Akhilleus, yağma saldırılarına çıkıyor, arada bir Troya’ya dönüyor, çarpışmalara katılıyordu. Mysia kentlerini yağmaladıktan sonra Amazon Ecesi Penthesileia, Troya’ya gitmeye karar verdi. Symrna (İzmir) ve Ephesos (Efes) kentlerini atası Amazon Ecesi Ephesos kurmuştu. Troya’ya destek olacak, yağmacı Akhilleus’tan atası Ephesos’un öcünü alacaktı. Kadınlardan oluşan küçük bir Amazon birliğiyle Troya’ya vardı (on iki amazon kadın savaşçı). Başarıyla çarpışmaya başladılar.

Troya Başkomutanı Hektor, Akhilleus’un zırhını giymiş olan yeğeni Patroklos’u, savaş alanında Akhilleus sanarak öldürdü. Akilleus, Hektor’u teke tek dövüşe çağırdı. Hektor dövüşe hazırlanırken küçük kardeşi Paris, şiddetle karşı çıktı:

“Onun seni yeneceği açık değil mi? O bir yarı tanrı. Annesi Tanrıça Thetis tarafından ölümsüzlük suyuna batırılmış. Onu bana bırak! Göğüs göğse çarpışmadan, uzaktan öldüreceğim o yağmacı katili.”

“Kendime korktu dedirtemem,” dedi Hektor. “Ondan eşimin ailesine yaptıklarının öcünü alacağım.” Kapıya doğru yürüyen Hektor’un karşısına eşi Andromakhe dikildi.

“İçi kıyılan Hektor, karısını sevgiyle okşayıp dedi ki:

‘Kendini bu kadar üzme. Tanrıların isteği dışında kimse beni Hades’e gönderemez.’

Andromakhe, evine girerken dönüp dönüp ardına bakıyor ve ağlıyordu. Henüz yaşamakta olan Hektor’un evinde, hizmetçi kadınlarla birlikte ağlamayı sürdürdüler; Çünkü Hektor’un, Akhilleus’un elinden kurtularak geri döneceğine inanmıyorlardı artık.” (3)

Jean Martin

 

Akhilleus, Hektor’u öldürdü.

Ardından Penthesileia ile Akhilleus karşı karşıya geldi. Oysa Paris uyarmıştı Amazon elçisini. “Onunla karşılaşırsan, teke tek dövüşmekten kaçın,” demişti. Penthesileia öfke doluydu. Ephesos, Symrna, Thebai yağmalarını, Hektor’u unutamıyordu.

Achilleus ünlü mızrağını fırlattı. Mızrak Ece’nin göğsünün üstüne öyle derine saplandı ki,   yarasından koyu kanlar akmaya başladı hemen ve bütün takatı kesildi. Baltası elinden düştü, gözleri karanlığa boğuldu. … Akhilleus, cesedi hiçbir ücret talep etmeden Troyalılara teslim etti. Ceset Priamos tarafından yakıldı. Külleri toprağa verildi. (4)

Manfred Wöhlcke

 

Hektor ölünce Troya’nın başkomutanı olan Paris’in tek isteği vardı:

Troya’yı sonuna dek savunmak, Akaların döktüğü kanın, yaptıkları yağmanın hesabını sormak, Akhilleus’u öldürmek…

Bunun için son üç yıldır hazırlık yapıyordu.

“Tahta at hilesiyle Troya’ya giren Aka askerleri çarpışarak Priamos’un sarayına geldiler. Paris Helena’ya, ‘Uzaklaş buradan,’ dedi. ‘Çocukları ve kadınları geçitlere götürün. Ben Akhilleus’u bekliyorum. Onu öldürmek zorundayım. Öldürmezsem senin, ailemin, Troya’nın, İyonya’nın, Akha krallıklarının gözünden kaçan, korkak biri olduğum algısını silemem. O kan emiciyi, çanak yalayıcı yağmacıyı öldüremezsem, Mysia’da yaptıklarının hesabını soramazsam, Hektor’un canı Hades’te rahat etmez. …

Kapının önü çok kalabalıktı. Çarpışma uzun sürdü. Aka askerleri kapıdan içeri girdiler. … Paris, Akhilleus’un topuğunu ilk kez, çok açık olarak görebiliyordu. Şimdiye dek böyle bir fırsat yakalayamamıştı. Nişan alırken çok soğukkanlıydı.

Akhilleus, sandaletinin sırımları arasına önce bir çarpma, ardından bir yanma duyunca baktı, gözlerine inanamadı. Topuğuna bir ok saplanmıştı. Şimdiye dek bedenine yüzlerce ok değmiş, hiçbiri tenini çizememişti. Şaşkınlıkla elini oka doğru uzatınca ikinci ok da diğerinin yanına saplandı. Birinci okun zehri kanına karışıyor, uyuşuklukla birlikte bedenine dayanılmaz bir de acı yayıyordu. İlk kez acıyla tanışıyordu. Okları kırmak için saplarından tutunca üçüncü ok da diğerlerinin yanında yerini aldı.

Basamıyordu. Acı içinde yere uzandı. Bugüne dek öldürdükleri gözlerinin önünden geçmeye başladı. Tanımadığı onlarca insan öldürmüştü. Neden? Mallarını ellerinden almak için, ün kazanmak için… Tanrıların, kralların buna hakları olduğuna inanıyordu. Başka türlü olamazdı:

Yağmala ve öldür…

Ölecek miydi?…

Üzerine ölümü konduramıyordu.

‘Anne, ah anne! Gitme oğlum, öleceksin, dedin, seni dinlemedim. Ölmek istemiyorum. Zeus’a söyle, kırmaz seni, beni kurtarsın, anneciğim! Ah, canım çok yanıyor, acıya dayanamıyorum.’

Ağzından yeşilli köpükler saçarak can verdi.” (5)

Hasan Yiğit

 

Kaynakça:

  • Hasan Yiğit, Troya’nın Yaslı Gelini Andromakhe, Narçiçeği Yayıncılık,
  • AGE,
  • Jean Martin, İlyada, Say Yayınları,
  • Manfred Wöhlcke, Troya Savaşı, İlya İzmir Yayınevi.
  • Hasan Yiğit, Troya’nın Kaçak Gelini, Helene, Narçiçeği Yayıncılık.
Reklamı Geç